Yazmak Zorunda Kaldığım Yer
Zihnimden Yankılar

Yazmak Zorunda Kaldığım Yer

01 Mayıs 2026 · 6 okunma

Ben yazmayı seçmedim.

İçimde biriken şeyler vardı; söyledikçe eksilmeyen, sustukça çoğalan. Anlatmayı denedim, olmadı. İnsan bazen en çok anlatmak istediğini anlatamaz; kelime dar gelir, karşısındaki yetişemez, zaman tutmaz. O yüzden sustum.

Geçer sandım. İnsan çoğu şeyi zamana bırakır ve zamanın alıp götüreceğine inanır. Ama bazı şeyler gitmez. İçine yerleşir, orada ağırlaşır. Günler geçer, yük yer değiştirir ama hafiflemez. Bir sabah uyanırsın ve taşıdığın şeyin bir hatıra değil, omuzuna çökmüş bir ağırlık olduğunu anlarsın.

İşte orası benim yazmaya mecbur kaldığım yer.

Yazmak bazen bir tercih değildir; insanın kendine açtığı son kapıdır. İçinde biriken şeyi koyacak bir yer bulamazsan, o şey seni içeriden kemirir. Taşıdıkça değişirsin; sesin incelir, bakışın sertleşir. Bir süre sonra susmak bile yorucu bir yük hâline gelir.

Ben bunu yazarken fark ettim.

Söylesem eksik kalacak cümleler vardı. Ağızdan çıkınca dağılan, anlamını yolda kaybeden cümleler. Ama yazınca yerini buldular. Yazı acele etmez; bekler, taşır, saklar. Konuşma gibi savrulmaz. Ne isen onu bırakır sayfaya.

Belki de bu yüzden yazıyorum.

Anlaşılmak için değil; içimde kalmasın diye.

Çünkü insan en çok içinde tuttuklarıyla yorulur. Anlatamadığın şey büyür, büyüdükçe seni içine çeker. Bir süre sonra neyi taşıdığını değil, o şeyin seni nasıl taşıdığını düşünmeye başlarsın.

Ben her şeyi yazmıyorum. Yazamam da. Bazı şeyler yazıya gelmez, gelmemeli. Ama yazdıklarım, içimde birikenin ağırlığından kopmuş parçalar. Eksik olabilir, yarım kalabilir ama gerçektir.

Ve şunu öğrendim: İnsan en çok, saklamayı bırakabildiği yerde kendine yaklaşır.

Ben yazdıkça biraz daha yaklaşıyorum.